• Röportaj: Oitheblog !

    Röportaj: Oitheblog !

    Gezip gördükleri şehirleri onlarla beraber keşfetmeye bayılıyoruz, yazdıkları yazılar ve çektikleri renkli fotoğraflar harika birer rehber niteliğinde. İdil ve Öykü, pek çoğumuzun hayallerini süsleyen bir işe sahip, sıkı sıkı sarıldıkları bu işi öyle iyi yapıyorlar ki Instagram sayfaları ve blogları koca bir ilham deposu. Şimdi gelin, oitheblog'u yakından tanıyalım!

     - Öncelikle sizi tanıyalım, bizlere biraz kendinizden ve oitheblog hikayenizden bahseder misiniz? 

    Biz Öykü ve İdil. Yaklaşık 20 senelik, dostuz. Zaten 26 yaşındayız, özetle hayatımızın büyük bir kısmında birlikteydik diyebiliriz Şimdi de birlikte çalışmakla kalmıyor, aynı zamanda birlikte yaşıyoruz:) 3 sene kadar önce birlikte oitheblog'u kurduk ve son 1 senedir tam zamanlı olarak bu işi yapıyor, seyahat ve yaşam üzerine hem web sitemiz, hem başka kaynaklar için içerik üretiyoruz.

    - Bazen,bizler bile sizi takip ederken yoruluyoruz, uzun seyahatlere çıkmak ve bu durumun rutininiz haline gelmesi hayatlarınızda neleri değiştirdi?

    İnsanlar genellikle bu duruma "oh hayat size güzel" tarzında yaklaşsa da aslında tabii ki güzel olduğu kadar olumsuz yönleri de var. Hiçbir zaman stabil bir yaşantınızın olmaması, hatta evden uzakta olduğunuz için sevdiklerinizle ilgili bir sürü şeyi kaçırıyor olmanız, hastalıklar, sakatlanmalar, bir sürü şey yaşıyoruz. Tabii @oitheblog'da çoğunlukla daha motive edici şeyler paylaşmaya çalıştığımız için insanlar bize sürekli çılgınlar gibi eğleniyor muamelesi yapabiliyor :) Şu anda son derece düzensiz, yorucu bir hayatımız var, klasik bir yaşantımız, düzenli olarak yatan bir maaşımız falan yok, bundan 3 ay sonra bile hayatımızda ne olacağını bile bilmiyoruz ama, ne olursa olsun "20'lı yaşlarımız tam olarak hayal ettiğimiz gibiydi" diyebiliriz gibi geliyor, sanırım önemli olan da bu.

    - Seyahatlerinizde vazgeçemediğiniz alışkanlıklarınız var mı? Mesela bir şehri gezerken "yapmadan dönmedikleriniz" neler?

    Bu soruya verdiğimiz cevaba her sene yeni bir madde daha ekleniyor resmen, gezi alışkanlıklarımız keşfettikçe değişiyor adeta :) Mutlaka yaptığımız şey şehri bir turist gibi değil lokal gibi deneyimlemeye çalışmak sanırım. Yani Paris'e gidip sadece Eiffel kulesini görmek değil olay bizim için. Tamam onu da göreceğiz elbet ama, biz Pierre'in kahvaltı yaptığı yeri, Chloe'nin kitaplarını aldığı kitapçıyı, Lea'nın konsere gittiği mekanı da keşfetmek istiyoruz! :) Bir de son dönemlerde bir sokak sanatı takıntısı eklendi, mutlaka birkaç şey buluyoruz.

    - Bavullarınızı hazırlarken en çok nelere dikkat edersiniz? Size özel sırlarınız,vazgeçilmezleriniz var mı?

    Biz pek sırt çantalı gezgin tadında olmadığımız için, sırt çantalı gezilecek bir ortam varsa sırt çantasını da bavula koyan insanlar olduğumuz için diyelim hatta hahah, yaptığımız en mantıklı şey sanırım bavul ağırlığını hafifletme odaklı ilerlememiz. Bavul konusunda bile bir iş bölümümüz var, biri şampuan, diş macunu vs. alıyorsa diğeri almaz, ona başka bir görev verilir. Sistematik ilerliyoruz biraz galiba :) Vazgeçilmezlerimiz çok da değişik şeyler değil, fotoğraf makinesi ve şehir ile ilgili aldığımız sayfa sayfa not olmadan herhangi bir yere gidemeyiz.

    - Oitheblog'un en sevdiği 5 şehir?

    Of çok zor bir soru bu, biz her şehirde çok sevecek bir şey buluruz. Çocukken ısrarla sorulan anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı sorusu gibi resmen :) Şu anki ruh halimizle yazacak olursak Buenos Aires, Berlin, New York, Santiago de Chile ve Reykjavik diyebiliriz. (şimdiden diğer bir sürü şehre haksızlık etmiş gibi hissediyoruz ama haha)

    - Sosyal medya sizin için neyi ifade ediyor? Hayatınızın/seyahatlerinizin neresinde?

    Sosyal medya bir zorunluluk olarak hayatımızın orta yerinde. Özellikle Instagram hesabımız @oitheblog'da takipçilerimizle aramızda acayip bir samimiyet olduğu için çoğu zaman kullanmaktan haz alıyoruz. Seyahat esnasında da bizi oldukça zorlasa da sürekli olarak paylaşımlar yapıyor, ziyaret ettiğimiz şehirleri bizim gözümüzden anlatmaya, insanları seyahat etmeleri için motive etmeye çalışıyoruz. İnsanların hayatımıza dahil olmayı bu kadar sevmesi tabii ki çok mutlu edici. Çoğunlukla "keşke arkadaşımız olsanız" gibi reaksiyonlar alıyoruz ve hiç tanımadığımız insanlarla aramızda böyle bir samimiyet oluşması bizim de çok hoşumuza gidiyor.

    - Son olarak, gezmek isteyen fakat seyahat etmenin maddiyatla ilgili olduğunu düşünen, keşfetmekten korkanlara önerileriniz var mı?

    Bizim bu konuda bayağı realist bir yaklaşımımız var. Biz de isteriz ki sürekli olarak insanlara "hadi yola çıkın, hayalinizin peşinden koşun, kim tutabilir sizi" gazını verelim. Ancak bizce işin realite kısmı öyle değil. Tabii ki seyahat yüze yüz maddiyatla ilgili olmayabilir, tabii ki insanların tahmin ettiği kadar büyük bütçeler gerekmiyor ancak yine de ortada belli bir bütçeye ihtiyacınız olduğu gerçeği var. Bu konuya ne kadar tutkuyla yaklaştığınızla alakalı. Örneğin biz herhangi bir şeyi satın alırken artık ona "potansiyel uçak bileti" gözüyle bakıyor ve o x ürününe sahip olacağımıza o bütçeyi seyahate ayırmanın daha mantıklı olduğunu falan konuşuyoruz aramızda :) Keşfetmek konusunda gerçekten tutkuluysanız, dünyanın bir başka yerinde tam anlamıyla bir "yabancı" olmanın verdiği o tarifsiz hazzı 1 kez olsun yaşadıysanız bizce zaten çok da fazla teşvik etmeye gerek kalmıyor :)

    Önceki Röportaj
    Röportaj: Aydan Kumpas (Gezici günlük)
    Sonraki Röportaj
    Röportaj: Arda Bektaş