• Klasik İngiliz Kahvaltısı

    Klasik İngiliz Kahvaltısı

    Dünyanın her yerinde bulabileceğiniz artık klasikleşmiş, nerde görseniz tanıyacağınız bu kahvaltı tabağına yakından bakalım.

    Genel olarak farklı lezzetleri denemeyi seven biriyseniz ve her öğünde değişik bir kültürden yiyecekseniz kahvaltı için İngiliz mutfağını öneririm. İngilizlerin patates ya da pirinci seçip çok gerilerde bıraktıkları ekmeği, yağda kızarmış yumurtası, bacon'ı (kızartılmış domuz pastırması), domuz sosisi, mantarı, domatesi, ketçapla yapılmış kurufasülyesi ve tabii ki tereyağ ile servis edilen az miktardaki kızarmış ekmeği nasıl olup da böyle güzelce bir araya getirdiğini ben şahsen anlayamadım:)

    İşin aslı ben İngiliz kahvaltsını Amsterdam'da denedim daha önce İstanbul'da da çok severek içtiğim sütlü çayı da ilk deneyimlemem değildi. Her sabah yer miyim? Hayır... Şöyle ki, zaten İngilizler de öğlenleri öyle hafif beslenirlermiş ki salatadan ve hafif sandviçlerden başka bir şey tüketmezlermiş desem yeridir. Tüm bunların yanında sabah ve akşam yemekleri için de aynı şeyleri söylemeyeceğim... Çünkü bahsettiğimiz sabah kahvaltıları günün her saati yenilebilmekteymiş. Öyle ki birçok yerde okuduğuma göre Londra’nın birçok kahvesinde akşam 8'e 9'a kadar bile bu kahvaltı tabağının servisi yapılırmış.

    David Farley kahvaltı için yazdığı yazısında şöyle diyor: "İngiliz kahvaltısı geleneğini korumaya yönelik çalışmalar yürüten Londra’daki İngiliz Kahvaltısı Derneği’ne göre kızartmaya dayalı kahvaltı geleneği 19. yüzyıl başlarına dayanıyor. Toprak sahibi üst sınıflar ava çıkmadan önce, dinlenirken ya da okurken ağır bir kahvaltı yapardı. Aynı yüzyıl içinde orta sınıf ortaya çıktığında onlar da zenginleri taklit etmeye başladı. Bunun bir yolu da İngiliz kahvaltısı yapmaktı. Daha sonra işçi sınıfı da ağır işlerde çalışmanın gerektirdiği enerjiyi iyi bir kahvaltıyla edinerek güne başlamak için aynı yolu izledi. 1950’lerde artık bu kahvaltı milli yemek haline gelmişti." 

    Bu arada çoğumuzun İngiliz kahvaltısına Harry Potter'dan aşina olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım:)

     

    Önceki Yazı
    İş Bankası Müzesi
    Sonraki Yazı
    İstanbul'un Sakin Durağı: Saklı Göl